Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

TASAVVUF HAKKINDA BİLGİLER

 

    Tasavvuf konusunda bazı açıklayıcı bilgiler vermeden önce şunu belirtmeliyim ki; bu konuda yetkili bir kişi değilim. Onun için vereceğim bilgiler derleme bilgiler olacaktır.

    Tasavvufta bazı terimler var. Bu terimleri ben hala öğrenemedim. Ezbere bilemediğim bu terimlerin ne oldukları konusunda bazı kitaplara başvurdum. Derli toplu yazılmış bir kitap elime geçti. Şüphesiz bu konuda yazılmış pek çok eser var. Benim elime geçen kitap Merhum Mahir İz'in öğrencilerinden Sayın Dr. Selçuk Eraydın tarafından kaleme alınmış. Elimdeki nüsha  3. baskı. Bu kitabın dışında bağ yerleri'nden (internet siteleri) de faydalandım. Bu yerlerin adresleri de ana sayfa'da mevcut.

    Lise yıllarında edebiyat derslerinde  tasavvuf hakkında bizlere bazı bilgiler aktarılmıştı. O zamandan konuya bir yakınlığımız var. Fakat bu bilgiler hep teorikti. Oysa bir insanın herhangi bir konuda etraflı bilgi sahibi olması için uygulama şart. Bizde öyle bir şey yoktu.

    Gene lise yıllarındayken köye gittiğimde şöyle bir söylentiye şahit olmuştum. Avgan (Afgan) gocası (Afgan koca=Yaşlı Afgan) yatsı namazından sonra, bazı yakın köylerden gelen arkadaşlarıyla camide toplanmışlar ve höykürmüşler. Söylenti buydu. Höykürmenin ne olduğunu sormuştum, ama verilen bilgiler beni tatmin etmemişti. (Afgan koca Afganistan'dan gelen yaşlı bir Özbek Türküydü)

    Bu olaydan sonraya rastlayan bir zamanda, ama gene lisede okurken yakın köyde bir yaşlı akrabamdan, babamın anne tarafının kökünü öğrenmeye çalışmıştım.  Rahmetli Ethem Hoca, dedelerimizin en büyüklerinden olan Ellez (İlyas) dedenin şıh (şeyh) olduğunu,  Şıhlar köyünde Şıh Ellez Dede namıyla (şu anda cuma günleri mezarı başındaki taşın telemesi dolayısıyla da Terler Dede adıyla anılıyor) yaşadığını, çocuklarının da evliya olduklarını ve yakın zamana kadar gelen dedelerimizden birisinin bazı kerametleri olduğunu anlattığında konuya biraz daha vakıf olmuştum. Ama bu bilgiler de bende teorik bilgiden öteye gidemiyordu.  Bilgileri yazdığım defteri bir köşede sakladım.

    Üniversitede okuduğum yılların birinde rahmetli babamla Şıhlar Köyüne gidip, Şeyh İlyas Dede'yi (diğer adıyla Terler Dede) ziyaret ettik. Şıhlar bir dağ köyü. Dede'nin mezarına araçla değil yürünerek gidiliyor. Biz de gerekli ziyareti yaptıktan sonra geri döndük.

    Daha sonraki yaşantımda evliya, veli, yatır,  şeyh (halk arasında şıh) kelimelerini sık işittim. Fakat bunların ne olduğunu inanın bilmiyordum. Bir de  şunu düşünüyordum: Şeyhlik, velilik hep eskilerde kaldı, zamanımızda artık böyle kimse bulunmaz. Niçin böyle bir düşünceye kapılmıştım? Onun sebebi de herhalde filmlerde, gazetelerdeki çizgi romanlarda ve dergilerde şeyhlerin, velilerin hayatlarını anlatan eserlerde onların hep sakallı, kavuklu, uzun paltolu olarak gösterilmesiydi Zamanımızda ise öyle giyinen birisi yoktu;  öyleyse evliyalık , şeyhlik hep  önceki zamanlara aitti. Bendeki düşünce buydu işte. Ancak evliya, şeyh ve benzeri kelimeleri duyduğum zaman içim bir tuhaf oluyordu.

     Yıllar yılları kovaladı... Hayatın zor şartlarında, her insan gibi biz de boğuşa boğuşa bir kaç yıl öncesine geldik. Bir seçim döneminde arkadaşlarımdan biri, "Gel seni birisiyle tanıştırayım" dedi. "Hay hay memnuniyetle.." dedim ve gittik. Karşılaştığım kişi ufak tefek , sakalsız, bıyıklı, başında beresi olan birisiydi. Bana ilk sorduğu soru şu olmuştu:

      "Allah, ben size şah damarınızdan daha yakınım diyor, bu ne anlama gelmektedir?"

     Ah bir bilsem ne anlama geldiğini, hemen açıklayacağım ama, nerden bilebilirim ki...Kendi aklıma göre bir şeyler söyledim, ama verdiğim cevap beni tatmin etmemişti... Onu tatmin ettiğini de sanmıyorum.

     Bu kişiyle o zamandan, dünyasını değiştiği tarihe kadar dostluğumuz sürdü. Her gitmemizde veya onun bize gelmesinde bize tarikattan ne anlaşıldığını, şeyhin, velinin, evliyanın  ne demek olduğunu; bir insanın nasıl olgunlaşabileceğini ve buna benzer pek çok şeyi anlattı... Biz de anlamaya çalıştık. Fakat anlamak kolay mı... Atalarımız ne demişler: "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az..." O hesap işte...

      Gerisini anlatmaya gerek yok... O zamandan beri tasavvuf ile ilgileniyoruz, ama bazı kelimelerin ne anlama geldiğini hâlâ öğrenemedik. Onun için sevgili okuyucu, bu konuda yazılmış kitap ve bağ yerlerine başvurduk. Onlar bu konuda bizden üstün olan insanlar; hani ne demiş atalarımız:

     "Bilmiyorsan, bir bilene danış..."

    Belki birilerine faydamız olur düşüncesiyle, biz de bilenlerden derlediklerimizi buraya koyduk. ...

    Önce tarikat hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Ama bu bilgileri vermeden önce kısa bir açıklamada bulunacağım. "Bazı terimleri öğrenerek mi Allah sevgisi kazanılır?" sorusunu kendimize sorduğumuzda bu sorunun cevabının hem evet, hem hayır olduğunu görürüz. Evet; çünkü belirli  bir öğrenim disiplinin altına giren kişinin, hedefine ulaşabilmesi için o disiplinin öğretmek istediklerini bellemesi gerekmektedir ki, bu açıdan bakıldığında sorunun cevabı evettir. Başka bir açıdan bakıldığında ise sevginin, terim öğrenmekle ilgisinin olmadığını görürüz. Bir insanın karşı cinsten birisine aşık olduğunu düşünelim. O kişi aşkı hiç bir zaman kelimelerle, terimlerle öğrenmeye ve daha sonra da uygulamaya kalkmaz. Önce aşk neymiş, nasıl aşık olunurmuş diye araştırmaz. Bu araştırmayı yapan insan belki de aşık olmaz. Aşk birdenbire gelişen bir duygudur. Ne olduğunu da ancak yaşayan anlar.

      Demek istediklerimin daha iyi anlaşılması için söylenilen, belki sizin de bildiğiniz bir hikayeyi buraya aktarmak istiyorum:

      Bir veli, gölden uzaklarda davarını otlatan bir çobana rastlar. Sohbet ederler. Bu arada konu namaz surelerine gelir. Çoban, sureleri nasıl okuduğunu anlatır. Fakat okuduğu sureler yanlıştır. Veli kişi çobana namazda surelerin nasıl okunacağını anlatır ve kalkar gider. Giderken gölde suyun üzerinde yürüyerek gider. Birden arkasından çobanın kendisine seslendiğini işitir:

      "Hocam, hocam! Ben surenin nasıl okunacağını unuttum, bir daha tarif eder misin?"

      Veli bir de bakar ki, çoban suyun üzerinde koşarak kendine doğru geliyor; hemen cevap verir:

      "Nasıl okursan oku, sen namazı bildiğin gibi kıl çoban kardeş.."

    Ancak tasavvuf terimlerinin öğrenilmesi gerektiği kansıyla kısa bilgiler vermeye başlayalım:

    Acaba tarikat dedikleri nedir?

      Hemen  Moon Star (Ay yıldız) isimli sözlüğe bakıyor ve yazıyorum okuduğumu:

      Tarik: Yol, yörünge, rota.

     Peki tarikat ne anlama geliyor?

      Arapça bir kelime olduğuna göre, "yollar" manasına geliyor tarik-at. Yani Allah'ın zatına ermek için gidilen yollar. Bu yolda giderken elbette size bir yol gösterici olacak, yoksa hedefi şaşırabilirsiniz. İşte bu yol göstericinin adı Şeyh veya Mürşittir. Bunu aydınlatıcı, ya da öğretmen olarak da algılayabilirsiniz.  Yani çıkacağınız manevi yolculukta (seyr- ü süluk) size yol gösterecek maneviyat hocası. 

        Herkes şeyh olabilir mi? Eğer belirli bir manevi eğitimden geçerek şeyhinden yetki aldıysa evet. Değilse, Allah'ın zatına (ya da hiç olmazsa sıfatına) ermediyse nasıl yol gösterecek, değil mi? Yani şeyhin ermiş bir kişi yani veli (Allah dostu) olması gerekmektedir.

       Peki evliya ne demek? Evliya veliler demek. Fakat Türkçe'de veli kelimesinin yerine evliya terimi kullanılmakta bu terim bir tane veliyi karşılamaktadır. Yanlış olmakla birlikte, bir kaç tane veliden söz edilecekse veliler veya evliya yerine evliyalar tabiri kullanılmaktadır.

      Tarikat'a giren, daha doğrusu Allah'ın zatına ermek üzere yola çıkarak bir mürşide bağlanan kişi (mürit veya derviş), girdiği okulun (tekke) hocalarından ders almak ve verilen dersleri öğrenmek zorundadır. Dersini yapmayan öğrencinin sınıf geçmesi ve okuldan mezun olası düşünülemez. Okulda baş öğretmen şeyhtir. Okuldaki kurallara uymayan öğrenci (mürit veya derviş) başarılı olamaz. Bu kurallardan en başta geleni Allah ve Elçi'sinin buyruklarına baş eğmek, baş öğretmene (şeyh) teslim olmaktır.

       Allah'ın zatına ermek, Allah'tan gayri olan her şeyi (Masiva) terk etmekle mümkün olur. Yani dünyayı içine sokmamak. Hem dünyada yaşayacaksınız, hem dünyayı içinize sokmayacaksınız, nasıl olacak bu? Ne anlama geliyor bu söz? Haklısınız; ilk başta  zor oluyor kavramak. Ben vardığım sonucu sizlere aktarmak istiyorum:

       "Dünyada yaşayıp da dünyayı içine sokmamak" demek; dünyaya sevdalanmamak demektir. Yoksa insan da, dünyada yaşayan bir varlık olarak dünya nimetlerinden faydalanmak zorundadır. Aksi halde şerefiyle yaşaması mümkün değildir. Ancak  dünya nimetlerine sevdalanarak, bu nimetleri kendisine sunan Allah'ı unutursa, o kişinin olgun bir insan olması çok zorlaşır. Olgunluktan kastedilen anlam, tam bir Allah kulu olunmasıdır,  yaşla ilgisi yoktur.

        Okuldaki disiplin nasıldır?

       Bunu asker ocağına benzetmek yanlış olmasa gerek. Maneviyat okulunda da asker ocağındaki gibi disiplin vardır.

      Peki okulu bitiren öğrenci ne olarak mezun olur?

        İyi bir Allah kulu olarak elbette. Ama bunun yüksek lisansı, doktorası da var. Daha ilerisini okuyan, yeteneği varsa  ve eğer olması gerekiyorsa (kaderinde varsa) baş öğretmen (şeyh) bile olabilir.

      Daha ileri bilgi mi diyorsunuz; işte o zaman yukarda adını açıkladığım kitap ve benzerlerine başvurmanız ve ana sayfadaki yardımcı bağlantılar düğmesine tıklamanız gerekiyor. 

Bir dostumuz uyku ile ölümü neye benzetebiliriz, diye sormuştu. Burada çok kısa bir şekilde cevap verelim. Tabii bu bizim yorumumuz.. Evliya nasıl cevap verir bilemiyorum.

Uyku, buradan Malatya'ya gidip gelmek, ölüm ise bilemediğimiz bir ülkeye gidip oraya yerleşmek ve bir daha geri dönmemek gibidir. 

     Saygılarımla.

       Başa Dön 
   
   
       Ana Sayfa